Kaydolduktan sonra 4 gün –aslında 2 iş günü- kimse beni aramayınca, iş başa düştü. Dün ne olur ne olmaz web sitesine girip ikinci bir mesaj göndermiştim, “kayıt oldum ama beni aramıyorsunuz, bana e-mail adreslerim ve telefon numaralarımdan ulaşabilirsiniz” içerikli… Ona da dönüş olmayınca ve başka da hiçbir erişim yolu bulmayınca bugün promosyonu yapan şirketi arayıp, kuruma ulaşamadığımı, bu yüzden kuponlarımı kullanamadığımı ve iade etmek istediğimi söyleyince derhal ilgili yetkilinin cep telefon numarasına kavuştum…
Vazgeçmek üzereyken yine yola devam etmek zorunda kaldım yani… Ama bitmedi… Zorluk derecesi yükseliyor. Sabah 7 de başlayacağını sandığım çalışmalara saat 7 de bitiyormuş… saat 0615de idmana hazır ve nazır olmak gerekiyor… Askeri düzen… Neyse en azından işe geç kalma olasılığı ortadan kalkmış oldu…
Bu benim şekle girmek için ne kadar kararlı olduğumun sınavı değil de nedir? Aman bütün sınavlarım bunun gibi olsun hayatta… “Kalsam da olur” cinsinden.
Alaska demişken biraz devam edeyim.
Benim için çok özel bir yer Alaska. Sanırım bunda hiç tanımadığım, benim için çok farklı, çok sıradışı bir coğrafyada olmamın etkisi çok büyük. Alaska sanki başka bir dünya… Herşey buradakilerden birkaç kat daha büyük. Çiçekler, ağaçlar, vadiler, dağlar hata sivrisinekler bile bizimkilerden 3-4 kat daha büyük… Amerika’ya sivrisineği Avrupa’dan giden gemiler taşımışlar biliyor musunuz? Amerikan yerlilerinin söyle bir efsanesi var:
Çok eski zamanlarda kana susamış bir Dev varmış. Pek çok delikanlıyı sadece kanlarını içebilmek için öldürmüş. Pek çok kişi Devi öldürmeyi denediyse de başarılı olamamış ve hepsi Dev tarafından öldürülmüşler. Günlerden bir gün üç kardeş de Devi öldürmek üzere silahlarını kuşanıp Dev’in yaşadığı söylenen dağlara gitmişler. Önce en büyük ağabey silahlarını alıp Dev’I aramaya gitmiş. Ağabeyi geri dönmeyince, ertesi gün onu aramaya giden ortance kardeş de ölmüş.
Sonunda en küçük kardeş okunu ve yayını alıp ağabeylerinin peşi sıra yola çıkmış. Gİttiği yer dağların en yükseklerinde, taşlık kayalık bir yermiş. Dev’i ararken iz bırakmamak için taştan taşa atlıyor, her büyük kayanın ardına saklanarak ilerliyormuş. Birden bir gölge farketmiş ve başını kaldırdığında Dev’in topuzunu üzerine inerken görmüş. Kendine geldiğinde Dev’in dev av torbasında, Dev’in ayşadığı yere doğru yol almaktaymış. Delikanlı el yordamıyla, taştan yapılma bıçağını bulmuş ve kaçmak için tobada bir delik açmış. Oku ve yayı da kendisi ile birlikte torbadan düşmüş; delikanlu hemen onları da alarak saklanmış.
Dev akşam yemeğinin hala torbasında olduğunu düşünerek yola devam etmiş. Her ne kadar Dev’in koca adımlarına yetişmek zor olsa da delikanlı onu takip etmiş. Mağaraya geldiklerinde delikanlı ağabeylerinin ve köyünden pek çok başka gencin cesetlerini görmüş. Dev hepsini öldürüp kanlarını içmiş. Dev torbasını köşeye bıramış ve bir ağaç kalınlığında olan topuzunu da yanında duvara yaslayıp bırakmış. Dev yüzünü döner dönmez delikanlı yayını gerebildiği kadar gerip, alabildiği kadar iyi nişan alarak okunu Dev’in kalbine saplamış. Kalbine ok saplanan Dev’in göğsü kanamaya başlamış. Ölmeden önce Dev’in son sözü “Beni öldürdüğünü sanıyorsun ama ben kanınızı içmeye devam edeceğim” olmuş.
Delikanlı çalı çırpı, odun toplayıp büyük bir yığın haline geitrmiş. Dev’i üzerine zar zor yerleştirmiş. Ateş yakma değneklerini kıvılcımlar çalıları tutuşturana kadar birbirine sürterek ateş yakmış. Başında bekleyip ateşi beslemiş. Çok uzun zaman dev tamamen kül olana kadar ateşim sönmemesini sağlamış. Dev’in küllerini toplayıp dağın zirvesinden atmış. Rüzgara külleri alıp dünyanın dört yanına dağıtmış, ve her bir kül tanesi bir sivrisineğe dönüşmüş.
İşte sivrisinekler bu yüzden, kana susamış devin küllerinden oluştukları için bu kadar kan içiyorlar.
Herşey daha büyük dedim ya, ben en çok etkileyen şey vadiler oldu. Bizim vadilerimiz V şeklidedir. Su açar vadileri, hiç yılmadan, vazgeçmeden yolunu bulup akan su yeryüzüne imzasını kazır vadilerimizde. Alaska’nın vadeilerini de su açmış ama donmuş su. Buzullar akarken oluşturmuşlar, hala da oluşturuyorlar Alaksa vadilerini. Çok geniş tabanlı U şeklide o yüzden vadiler. Denize akan bir buzulun oluşturduğu bir koya gittik. Tehlikeli olabileceği için belli bir uzaklıkta kalmak gerekiyordu. Sıkça görülmesine rağmen yine de rast geldiğim için şanslı sayıyorum kendimi; buzulun bir parçası kopup denize düştü. Neredeyse sağır edici, çok gürültülü bir çığlığı andıran keskin ve yüksek sesini, bedeninden kopup okyanusta yokolmaya giden parçasının ardından aslında özüne döndüğü için neredeyde sevinçle bakan buzulun ihtişamını unutamam. O anda şunu anladım ki, dünya, evren kendi hzıında kendi döngüsünü tamamlıyor. Biz insanların günlük sıkıntıları, hatta savaşları dahi umurunda değil. Bizler birer karınca, topumuzun gürültüsü sivrisine vızıltısı koca dünya için. Havayı, suyu kirletsek de zararımız kendimize, ve bizimle birlikte yaşan diğer zavallıcıklara, dünya kendi seyrini sürdürüyor, ağır ve vakur, hiç vazgeçmeden. Bizi bilge bir tavırsızlıkla, umursamaz görünüp tüm olacakları bilerek izliyor ve kendi döngüsünü tamamlıyor. Güç kavgalarımız, savaşlarımız, politik çıkarlarımız, birbirimize hükmetme hırsımız, görmüş geçirmiş dünya için çocuk kaprisi bile değil….
Hadi bakalım, bu küçük karınca sınava girmek için yarın sabah erkenden yola koyulacak...
1 yorum:
güzel bir hikaye alaskayı merak edenlerdenim umarım bir gün bu merakımı giderebilirim en azından sizi okuyarak :))))
Yorum Gönder