11 Eylül 2010 Cumartesi

Bir garip Bayram

Bir garip bayram yaşadık bu kez...

Sevgili Nehir'i uğurladık arifesinde... Babamsız ilk bayramımızı Annemle torunları ile birlikte yazlığında geçirdik...

Nehir'cik bize veda ettiği gün bütün gün yağmur yağmış, bizimle ağlamıştı adeta gökyüzü. Pembe balonları Nehir'in arkasından uçarken pırıl pırıldı güneş, sıcacık... Sonra da bir astı yüzünü gökyüzü, bir rüzgar, bir bulut...

Garip dedim ya... çocuklar çocukluklarını yaşarken bir anda günlük işlere dalıyor insan, acısı, sızısı bir süreliğine hissedilmez oluyor. Bir bakıyorsun, gün bitmiş akşam olmuş, yorulmuşsun, uyuyakalmışsın, ertesi gün doğmuş, ayaktasın yine...

Dünya dönüyor ve hayat insana pek de mola alma fırsatı tanımıyor.

Nehir'cik, umarım annen ve baban bir mola alıp, sonsuz gibi görünen kederlerinin burukluğa, hiç geçmeyecek gibi hissettiklerini acılarının sızıya dönüşmesine izin verebilirler. Sen onların omuzlarına ne zaman nasıl dokunup, mutlu ve huzurlu olduğunu nasıl anlatacağını bilirsin... Leyla'yı da unutma e mi? Ona da bir işaret gönder. Aranızdaki tatlı küçük sırlardan birine dair minik bir ipucu...

Resmini astığım yerden hiç indirmeyeceğim. Babamın, oğlumun, kocamın, yeğenlerimin, kardeşimin, annemin arasında, kalbimdeki yerin neyse resminin yeri de aynı... Başımı her kaldırdığımda sen bana gülümseyeceksin Nehir'cik. Ben de her gelincikte senin yumuşacık yanağını okşayacağım...

Yolunuz huzura götürsün sizi Nehir'in sevgili Ailesi...

Babacığım, sen de huzur içinde yat... Nehir'le oyna arada, bana da neler yaptığınızı anlat, olur mu? Sizi seviyorum...